Küresel düzen, II.Dünya Savaşı’ndan bu yana üç büyük dönüşüm geçirdi. İlki 4 Şubat 1945 – 11 Şubat 1945 tarihleri arasında Yalta’da bulunan Livadia Sarayı’nda düzenlenen Konferanstan sonra ortaya çıkan Yalta Düzenidir. Bu konferansta Churchill, Roosevelt ve Stalin, Polonya topraklarının değişimi, Almanya’nın bölünmesi ve SSCB’nin Japon İmparatorluğu’na savaş ilan etmesi gibi konuları görüştüler. Bunun haricinde gizli oturumlarla yeni bir dünya düzeninin temelleri atıldı. II.Dünya Savaşı sonrasının küresel güçleri arasındaki jeostratejik dengesini Yalta’da belirlenen bu mutabakat zemini oluşturdu.
Bu mutabakata göre Avrupa kıtası ABD ve SSCB tarafından işgal edildi ve iki küresel güç, Avrupa’yı fiziki, askeri, ekonomik ve siyasi olarak yeniden inşa ettiler. Bunun yanısıra, ABD küresel ölçekte de kendi hegemonya alanında askeri, siyasi ve ekonomik liderliğini kurumsallaştıracak örgütleri kurdu.
İkincisi 26 Aralık 1991’de SSCB’nin resmen dağılması ile ortaya çıkan tek kutuplu dönemdir. Yaklaşık on yıl süren bu dönem Batı’nın zaferi olarak kutlandı. Ocak 1992’de, Sovyetler Birliği’nin resmen dağılmasından yaklaşık bir ay sonra, ABD Başkanı George H. W. Bush Birliğin Durumu konuşmasında bu çoşkunun etkisi ile şöyle söyledi: “Tanrı’nın lütfuyla, Amerika Soğuk Savaşı kazandı.” Bu sözler sadece ABD’nin değil genel olarak Batı dünyasının soğuk savaş ve SSCB hakkındaki yaklaşımını yansıtmaktadır. NATO bu zafer duygusu ile Sovyetler döneminde Rusya çevresinde bir tampon bölge oluşturan ülkelere doğru genişlemeye başladı.
Üçüncüsü, sancılı doğumunun belirtilerini her boyutu ile hissettiğimiz içinde bulunduğumuz dönemdir. Bu yeni çok kutuplu düzenin bütün boyutları küresel liderliği daha fazla taşımadığı için küresel iddiasından vazgeçmeye hazırlanan ABD ile yeni bir küresel düzen talep eden Rusya ve Çin’in uzlaşması ve Dünyayı kendi nüfuz alanlarına göre paylaşması sonucunda ortaya çıkacak.
Bu makalede, ABD gücünün niçin gerilediğini, Küresel düzende kendi hak ettikleri yeri talep eden Rusya ve Çin’in niçin ABD ile küresel paylaşım için masaya oturmak istediğini, Avrupa’nın durumunu ve küreselleşmenin geleceğini inceleyeceğiz.
Amerika Niçin Küresel İddiasından Vazgeçiyor
Aslında, Amerikan döneminin sonu çok daha önceleri gelmişti. Ancak bir dizi gelişme, ABD destekli hükümetin çöküşünün ardından Kabil’den çıkma görüntüleri, salgın dönemindeki başarısızlıklar ve Kongre baskını bu durumu dünyanın gözlerinin önüne apaçık serdi.
Bu gerilemenin bir sebebi ABD’nin tek kutuplu dönemde temel siyasi değişimi sağlamak için askeri gücün etkinliğini abartmasıdır. Ancak Amerikan gerilemesinin daha derindeki sebepleri uluslararası olmaktan çok yereldir. ABD uzun zamandır siyasi ve sosyal olarak bölünmüş, ekonomisi duraklayan ve askeri gücünü artık daha fazla taşımayan bir ülke durumunda.
Bugün Amerika’nın durumu birçok yönden savaşlar arası dönemde gerilemeye başlayan İngiliz İmparatorluğuna benziyor hatta göstergeleri daha da kötü. Amerika’nın federal borcu ise bu yıl GSYİH’nın yaklaşık %110’una ulaşacak. Kongre Bütçe Ofisi, 2050 yılına kadar %200’ü aşabileceğini tahmin ediyor.
Amerika sosyal ve psikolojik olarak hızlı biçimde ve neredeyse her konuda ayrışıyor ve kutuplaşıyor. Kutuplaşma, giderek daha çok bozulan gelir dağılımı, evsizlik ve madde bağımlılığı kriziyle birleştiğinde ABD’nin birçok büyük kentinde şiddet suçlarındaki artış olarak yansıyor ve ABD, şimdi keskin zıtlıklar ve kamu güvenliğinden yoksun oluşan bir ülke haline gelmiş durumda.
…