Küresel Salgın ve Biz…

31.08.2020

Küresel salgın “öncesi biz” ile “sonrası biz” arasında neler değişti? Kaçımız samimiyetle bu soruyu yanıtlayabilir acaba? Ya da kaçımız “bazı şeyler değişir gibi oldu başlarda ama sonra rutine dönüşmedi” veya “hiçbir şey değişmedi” cevabını vermeyi göze alır? Çoğumuzda bir beklenti, bir beklenti sormayın… Küresel salgın sanki hepimizi değiştirmeye, tüm kötücül duygularımızı, hırslarımızı, ihtiraslarımızı, çıkar çatışmalarımızı, gezegenimiz ile sorunlu ilişkimizi yok etmeye gelmiş sihirli bir değnek, “bir musibet, bin nasihatten iyidir” hatırlatmasıyla yolumuzu aydınlatıyor…

Özellikle küresel salgınla ilk tanıştığımız günlerde… Çoğunluk kendinle ve geçmişiyle hesaplaşıyordu hatırlarsınız… “Bir lokma, bir hırka” düşüncesine uygun hareket etmediği, “her şeyin başı sağlık” sözünü hayata geçiremediği için bin pişman…“Gezegenden” özür dilemeler… Bir daha “öyle” davranmamak için söz vermeler…“Biz bu cezayı çoktan hak ettik” diyenler bir yanda, “bu ölümlü dünyada her şey boş”, mühim olan kardeşlik, dayanışma, işbirliği diyenler diğer yanda… Birincil ihtiyaçların tatmininin ötesine geçmeye niyeti, isteği, takati ve ihtiyacı olmamanın dayanılmaz hafifliği…

Çoğunluk şaşkın, çoğunluk kaygılı, çoğunluk korkulu… Ne olduğu bilinmeyen, ne olacağı öngöremeyen bir durum… Sağlıklı olmak ve kalmak için sahip olunan her şeyi feda etmeye hazır olma hali… Kimliklerden, statülerden, şandan, şöhretten sıyrılıp “bir olma”… Bir nevi “ortak düşmana” karşı güçleri birleştirme… “Biz gerçekten, üstelik küresel düzeyde aynı yolun yolcusuymuşuz” farkındalığı… Ani şokun ve bilinmeyen, “tanışık olunmayan” karşısında çaresizliğin yarattığı teslimiyet, durumun ciddiyetinin inkârı, gelip hızlıca geçeceğini varsayma…

Zaman ilerledikçe ne oldu peki? Başında “yeni” kullandığımız her durum için “küresel salgını” milatmış gibi kabul edip,  “o” vazgeçemediğimiz, aslında vazgeçme niyetimizin de pek olmadığı “eskimize” dönmek için kıvranmaya başladık, üstelik söylemlerimiz “yeniye” dair olmaya devam ederken… Evlere sığamaz olduk… Sabrımız sınanıyordu adeta… Salgının ne kadar süreceğini bilememe ve binlerce insanın ölümüne neden olduğu gerçeği ve ölüm korkusu bile bir noktadan sonra durdurmaya yetmedi bizi…

Korku, panik, çaresizlik, umutsuzluk, tahammülsüzlük, öfke hisleri bir arada farklı farklı davranış biçimlerine zorluyordu hala bizleri belki ama… İte, kaka, zorlayarak, hatta içten içe “erken olduğunu” düşünerek de olsa sonuçta dönüp, dolaşıp başladığımız noktaya gelmiş olmak iyi hissettiriyor, insanoğlu olarak dayanıklılığımızın altını çiziyor, yenilmezliğimizi teyit ediyor, yolumuza kaldığımız yerden devam etmeyi mümkün kılıyordu… Zira o ilk şokla “daldığımız derinlerin” kendimiz için “dipsiz kuyular” olduğunu anlamamız da çok uzun sürmemişti… Bildiğimiz, öğrendiğimiz, fıtratımızda olanların peşinden gitmek varken, bir “virüsün” bizi kökten değiştirmesine müsaade etmek de neydi? Biz bildiğimiz, istediğimiz, hissettiğimiz, yeterli gördüğümüz kadar değişir, hazır küresel salgını da bahane edebiliyorken, kendimizi en “görünmek” istediğimiz gibi gösterir, ardından bildiğimizi okurduk…

Nitekim sürecin başlangıcındaki “teslimiyet hali” hızlıca  “direniş ve meydan okumaya” bırakmıştı yerini…  Elbette farklı sebepler de süreçle başa çıkmayı zorlaştırıyordu ama evde kalma süresi artıkça mevcut koşullarda insanın “kendinle hesaplaşma”, “kendini eleştirme”, “kendi içine dönme”, “kendini tanıma” durumundan çabucak sıyrılarak, hesaplaşacak, eleştirilecek başka şahıs ve nesneler bulması hiç de zor değildi üstelik… “Yeninin” gereği maske takıldığı, fiziksel mesafeye uyulduğu ve temizlik kurallarına dikkat edildiği sürece “eski” diye bir şeyden söz de edilemez ki zaten… Değişimi ve dönüşümü maske takmaya, fiziksel mesafeye dikkat etmeye, temizlik kurallarına uymaya indirgemek ne kadar da kolaylaştırıyordu işi… Onlar bile çoğu zaman usulüne uygun yapılmıyordu ama… Kolda, cepte, çantada, çene altında, burun açıkta, kulaklara tek taraflı ya da arabalarda dikiz aynalarına asılı olarak olsa bile bir maske farkındalığı ve çoğu zaman ihlal edilse bile “fiziksel mesafe” mefhumu oluşmuş, temizlik adına eller daha çok yıkanır ve daha fazla dezenfektan kullanılır olmuştu…

Küresel salgın vasıtasıyla beynimiz,  zaten uzun zamandır devre dışı kalmış kalbimize eşlik edercesine bedenimizi kontrol edemez hale gelmiş olsa da “kontrolsüz hırslarımız” bizi hiç terk etmemişti. Nitekim temelinde ihtiras ve çıkar çatışması olan “şiddet” olgusu küresel salgın sürecinde en çok konuştuğumuz konuların başında gelmeye devam etti… Üstelik “kimin kimden” şiddet gördüğü, şiddetin “soyut” ve “somut halleri” arasındaki ayrımın hiç de kolay olmadığı onlarca farklı konu üzerinden…

En çok da evlerde bir arada kalma süresinin artmasıyla toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan şiddeti konuştuk ve konuşuyoruz… Aile içi şiddet, çocuk ihmali, istismarı, yaşlılara yapılan muameleler ve daha nice benzer konu… İş kayıpları, gelir kayıpları, aşırı iş yükü, boşanma taleplerinin artması…

Evet, küresel salgının sebep olduğu koşullar dolayısıyla dünya üzerinde asayiş suçları azalmış olabilir, suç örgütleri küresel salgın sebebiyle faaliyetlerini yavaşlatmış, ya da farklı metot arayışına girmiş olabilir ama… Şiddet öncelikli bir sorun olma özelliğini devam ettiriyor… Küresel salgın sürecinde özellikle -zaten önceden de mevcut olan- kişilerarası şiddetin derinleştiği açıkça görülüyor…

Üstelik başta teknoloji olmak üzere farklı sebeplerle şiddetin üzerindeki “görünmezlik” örtüsü de büyük ölçüde kalkmış durumda… Artık şiddetin “en çıplak” haliyle o kadar yüz yüzeyiz ki… Eskiden sadece kendi “bildiğimiz, tanıdığımız” kadarıyla tahayyül edebileceğimiz “kötülük” boyutu”, şimdi bunun çok ötesinde net… Görmezden gelmek, kaçmak mümkün değil, “elden bir şey gelmiyor” demek imkânsız, “bir iki hatırlatma” paylaşımı, “üzgünüm, bir daha yaşanmaz umarım” demek anlamlı belki ama yeterli değil… Hani küresel salgın değiştirmişti bizi? Kim bu değişmeyenler desek kimlerin parmağı kalkar acaba? “Bundan sonra asla yapılmayacaklar” ya da “mutlaka yapılacaklar” listeleri yapmak ne kadar işimize yaradı sizce? Zihinsel dönüşüm ve sürdürebilirlik için daha kaç krize ihtiyaç var bilenimiz var mı?

Sadece şiddeti mi konuşmaya devam ettik küresel salgın süresince? Tabii ki hayır… Neyi konuştuk başka… Irkçılık, ayrımcılık ve ötekileştirmeyi… Virüsün adı bile ötekileştirmenin bir unsuru olarak öne çıktı ilk günlerde… Çin’e yönelik suçlamalar, Çinlilerin yeme alışkanlıklarına yapılan eleştiriler, Asya halkına yönelik fiziksel saldırılar ve nefret söylemi, göçmenler ve “ötekilerle” hastalığın ilişkilendirilmesi, ölüm oranlarının siyahlar ve hispanikler arasında daha fazla olması… ABD’de George Floyd’un polis şiddeti sonucu ölümü, ülkede ve dünyaya yayılan protestolar… Korona tedbirlerine karşı gösteriler… Hatta “yaş ayrımcılığını” bile tartışır hale geldik bu süreçte… Küresel salgın kapsamında belli yaş gruplarına getirilen kısıtlama ve yasakların nedenlerini, sonuçlarını, ilgili yaş grubu üzerindeki etkilerini konuştuk uzun uzun…

Yukarıdaki bir iki örnek bile küresel salgının ilk şoku ile hayatımızda “değiştirme niyetine girdiklerimizle”, hemen sonrasında işler biraz toparlanınca “aynen devam ettiklerimizin” neredeyse birebir örtüştüğünü kanıtlar nitelikte… Benzer durum uluslararası ilişkiler açısından da geçerli… Yüksek politika konuları küresel salgının önüne hızla geçmiş durumda… Yine güç mücadeleleri gündemin ana hâkimi haline geldi… Bu kez rekabet konuları arasına küresel salgınla mücadele araçlarını geliştirme konusu da dâhil edilmiş durumda üstelik… Küresel salgın öncesi konuştuğumuz konular aynen tartışılmaya devam ediyor… Küresel salgınla mücadelede çözüm ulusal olsa bile küresel işbirliği mutlak gerekli derken… Kim kime yardım etti, destek oldu hepsini açıkça gördük… Uluslararası örgütler deseniz, yine aynı sorunlarla uğraşmaya devam ediyor…

Bir yandan da küresel salgının değiştirdiği “iş yapış biçimlerine” ilişkin süreçler ise hızla geliştiriliyor… Bir dağınıklık hem var, hem yok gibi… Her şey değişmiş ama hiçbir şey değişmemiş sanki… Söylem değişim ve dönüşüm, uygulama “mevcut durumun” korunması öncelikli gibi görünüyor… Küresel salgına hiç prim vermeden “değişim, dönüşüm” işin doğası yavaş da olsa oluyor desek, hiç öyle küresel salgın “öncesi”, “sonrası” gibi büyük laflar etmesek mi acaba? Ya da ediyorsak, bir dönüp kendimize baksak mı, dönüşen her neyse biz kendimiz samimiyetle onu görebilecek miyiz diye?

Mutluluk tarifimiz değişti mi mesela? Yetinmeyi öğrendik mi gerçekten? Yoksa “eskimizde” tutuklu mu kaldık? Cevabını merak ettiğim ne çok soru var!

Diğer Yazılar

RAPOR | Türkiye-Birleşmiş Milletler (BM) İlişkileri: Ortak Çıkar ve Uyuşmazlık Alanları

ÖZET 2002 yılından günümüze Türk dış politikasının seyri ve temel dinamikleri değerlendirildiğinde üç farklı dönemden ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın ve Biz…

Küresel salgın “öncesi biz” ile “sonrası biz” arasında neler değişti? Kaçımız samimiyetle bu soruyu yanıtlayabilir ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgından Sağlık Güvenliğine

Küresel salgın birincil hedef haline getirmek suretiyle en çok “kendimiz ve yakınlarımızın sağlığı” konusunda endişelendirdi ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın: Çevre Güvenliğine İlişkin Değerlendirmeler…

Küresel salgın başka birçok konuda olduğu gibi çevre ile olan ilişkimizi de yeniden ele almamıza ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın: Üniversitelerde Tercih Telaşı

Küresel salgın -ister istemez- hemen hepimizi bugüne kadar “neyi, neden yaptık/yapabildik, ya da yapmadık/yapamadık?” soruları ...
Daha Fazlasını Oku

Bizden Haberdar Olun

Mail aboneliği başlatmak için mail adresinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Paylaş
Etkinlik Takvimi
Ağustos

Eylül 2021

Ekim
Pzt
Sal
Çar
Per
Cum
Cmt
Paz
30
31
1
2
3
4
5
Etkinlikler için Eylül

1st

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

2nd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

3rd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

4th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

5th

Etkinlik Yok
6
7
8
9
10
11
12
Etkinlikler için Eylül

6th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

7th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

8th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

9th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

10th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

11th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

12th

Etkinlik Yok
13
14
15
16
17
18
19
Etkinlikler için Eylül

13th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

14th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

15th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

16th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

17th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

18th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

19th

Etkinlik Yok
20
21
22
23
24
25
26
Etkinlikler için Eylül

20th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

21st

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

22nd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

23rd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

24th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

25th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

26th

Etkinlik Yok
27
28
29
30
1
2
3
Etkinlikler için Eylül

27th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

28th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

29th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

30th

Etkinlik Yok

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi

Center for Diplomatic Affairs and Political Studies

‎مركز الشؤون الدبلوماسية والدراسات السياسية

Centre des Affaires Diplomatiques et des études Politiques

Центр дипломатических отношений и политических исследований

外交事务与政治研究中心

Back to top of page