Küresel Salgın: Çevre Güvenliğine İlişkin Değerlendirmeler…

17.08.2020

Küresel salgın başka birçok konuda olduğu gibi çevre ile olan ilişkimizi de yeniden ele almamıza sebep oldu… Küresel salgının başında görece daha “karamsar ve teslimiyetçi” ruh halimizin yarattığı kendimizi ve etrafımızda bulunan her şey ve herkesle olan ilişkimizi sorgulama durumumuz “çevreyi” öncelikli konularımızdan biri haline getirdi.  Aslında artık “öncelikli” konu diye bir ayrım yapmak da ne kadar mümkün onu bile sorgular olmuştuk… Birbiriyle ilintiliydi tüm krizler… Aynı anda hepsiyle birden mücadele gerekiyordu… Biriyle ilgilenirken, diğerine sen “dur, bekle” demek de olmuyordu… Bütüncül yaklaşımları zorunlu kılıyordu tüm yaşananlar…

Özü “insan güvenliği” olan ve birbirinden ayrılması neredeyse imkânsız o kadar çok unsur aklımızdan geçiyor, daha önce farkında olduğumuz ya da olmadığımız o kadar çok konu birbiri ardına aklımıza düşüyordu ki… Küresel salgın domino etkisi yapmış, bilinçaltı ve/veya bilinç üstümüzdeki tüm taşları yerinde oynatmıştı…

Yaşamımızın doğalı olarak kabul ettiğimiz doğaya karşı insanoğlunun “üstenci” tavrı, doğanın insanlığa hizmet için var olduğu, insanların doğayı yok etmesinin mümkün olmadığı bilakis doğanın kendisini hızla onarma gücüne sahip olduğu düşüncesi bir yanda…Doğanın “düşündüğümüzün aksine” kendini onaramadığı ve bunu belirten sinyalleri  bu zamana kadar defalarca gönderdiği halde anlayamadığımız için şimdi öç almayı seçtiyse, içinde bulunduğumuz yaşam ağında yer alan her bileşenin önemini yeterince kavrayamamış olmamız şimdi dönüp bizi tehdit eder hale geldiyse, ekosisteme uyumlu sürdürülebilir politikalar yürütemememiz karşılık bulduysa, insanoğlunun doğanın parçası olduğunu unutmuş olmasının yarattığı tehlikeler şimdi daha net görülmeye başlandıysa düşünceleri diğer yanda…

Küresel iklim değişikliği, küresel ısınma, ozon tabakasındaki aşınma, kirlilik, hızla artan nüfus karşısında doğal kaynakların hızla azalması, biyolojik çeşitliliğin düşmesi, bir milyona yakın bitki ve hayvan türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması, orman yangınları, asit yağmurları, çekirge istilaları, vektör (bit, sinek, kene, pire gibi asalak böceklerle bulaşan) kaynaklı ve zoonotik (omurgalı hayvanlardan insana geçen) hastalıklar, genetik modifikasyon, savaşların, çatışmaların ve göçün doğa üzerinde yarattığı etkiler… Daha ne kadar çok başka konu eklenebilir tüm bu sayılanlara… Hepsi de ne kadar ilintili birbiriyle, biri diğerinin sebebi, öbürü berikinin sonucu…

Aslında küresel salgın sebebiyle aklımıza yeniden düşen konular ne kadar tanıdık değil mi? Ne kadar çok kez duyduk şimdiye kadar ve ne kadar çok ihmal ettik kendi günlük “çok önemli ve öncelikli” işlerimiz arasında… Bindiğimiz dalı kestiğimizin farkında bile olmadan çoğu zaman… “Sürdürülebilir dünya” deyip, deyip duruyoruz… Böyle içselleştirmeden de olsa “süslü” cümlelerle hassasiyetlerimizi belirtiyor olmak, arada bir ağaç dikmek, en fazla ilgi çekeceğini düşündüğümüz alanlarda bir iki çöp toplamak iyi hissettiriyor kendimizi… Sonra dönüyoruz bir bakıyoruz herkes “çevre dostu”! Nerede bu “çevreye hoyrat davrananlar” anlamak mümkün değil! Hep “başkaları” yapıyor, biz “akil” olarak uyaranız! “Onlar” çöpleri bırakıyor, “biz” kovalıyoruz! “Onlar” çevreyi öncelikler arasına almadan üretim yapıyor, “biz” çevre için şu kadar yatırım yapıyoruz! En özelinden, en geneline hep aynı tavır, aynı kendimize “toz konduramama” hali!

Şimdilerde “çevre güvenliği” kavramı çoğumuzun dilinde… Güvenliğin “askeri güvenlik” dışına taşınmasıyla genişleyen anlamı içinde önemli bir yere sahip… Soğuk Savaş’ın sonundan itibaren daha fazla yer alıyor gündemimizde… Çevrenin “güvenlikleştirilmesi” hali… Geleneksel güvenlik anlayışının eleştirisinin yeniden gündeme gelmesi… Kopenhag Okulu ve Güvenlikleştirme Teorileri…

“Çevre güvenliğini” bir çırpıda tanımlamak zor… Nitekim bu tür çok bileşenli kavramların tanımını yapmak, tüm paydaşların ortak bir tanımda birleşmesini “ummak” neredeyse imkânsız… İçeriğinde çok konu var… “Çevreye ilişkin hususlar” küresel düzeyde hepimiz tarafından “sınır tanımazlığı” ile biliniyor… Küresel salgında olduğu gibi herhangi bir alanda meydana gelebilecek “olumlu” ya da “olumsuz” bir durum tüm küreyi etkileyebilecek potansiyele sahip… Doğa hepimizin hem parçası, hem de etkileşimde olduğu alan olarak “ortak sorumluluğu”…hepimizin “aynı gemide” olduğunu tekrar tekrar hatırlatabilecek unsurlar içeriyor…

“Çevre güvenliğinin” başta ulusal güvenlik olmak üzere, küresel güvenlik, ulusal ve küresel barışın tesisi, idamesi ve insan hakları ile doğrudan bağlantılı olduğu açık… Yine “çevre “dediğimizde pek çok birbiriyle çelişen kararlar alınmasını gerektirebilecek durumların ortaya çıktığını/çıkabileceğini varsaymak da zor değil… Bu gelişme hem ulusal, hem de küresel düzeyde insan-doğal kaynaklar arasındaki etkileşiminin yönetimini de “çevre güvenliğinin” bir parçası haline getirmiş durumda…

Çevreye ilişkin tehlikelerden kamunun korunması, çevrenin korunmasında pro-aktif rol alınması, küresel ve yerel düzeyde insanlığın, doğanın ve doğal kaynakların muhafazası için çevrenin bozulmasının önlenmesi, çevreye insan eliyle zarar verilmesinin engellenmesi, çevresel değişikliklerin (kıtlık vb.) doğrudan ve dolaylı etkilerinin giderilmesi, insanoğlunun çevresel değişiklikler (su kıtlığı, hava kirliliği vb.) sebebiyle karşı karşıya kalabileceği “güvenlik” sorunlarıyla başa çıkabilme… Hepsi   “çevre güvenliliğinin” bir boyutu… “Çevre güvenliği” ile birlikte daha birçok konu var gündemde olan… Yeşil siyaset, siyasi ekoloji ve daha niceleri…

Temel mesele “sürdürülebilirlik”… Sınırsız varsaydığımız doğanın sınırlı kaynaklarını “sürdürülebilir” bir biçimde dengeli kullanmak… Hep söylendiği biçimde gelecek nesillere “mümkün olabilecek” en “iyi haliyle dünyayı” bırakmak… Sadece küresel salgın gibi kriz anlarında değil, daha çok özeleştiri yapmak ve tabii aslında daha da önemlisi özeleştiri ve “aklımız başımıza geldiği anlarda” verdiğimiz sözlerin karşılığı olan davranışları sürdürülebilir hale getirmek, doğayı onararak geri kazanmak… “Bencilce “ düşünmeye devam etsek bile çevre ve doğal kaynakların insanoğlu için barış ve güvenlikte, refah ve kalkınmadaki rolünü kim inkâr edebilir ki zaten…

Nitekim 2020 Dünya Ekonomik Forum Küresel Risk Raporu’nda en önemli uzun vadeli beş riskin ilk kez “çevreyle” ilgili olarak öne çıkması da tesadüf değil… Rapor’a göre aşırı hava olayları, iklim değişikliği ile mücadele ve bu sürece uyumda başarısızlık, doğal afetler, biyoçeşitliliğin kaybı,  ekosistem tahribatı ve insan kaynaklı çevresel zarar ve afetler gelecek 10 yıl için en önemli riskler olarak değerlendiriliyor… BM Genel Kurul’u 2021-2030 dönemini BM Ekosistem Yenileme On Yılı olarak belirlemiş durumda… BM 1972’deki Stokholm Çevre Konferansı’nda kabul ettiği 5 Haziran Çevre Günü’nün 2020 yılı ana teması da “biyoçeşitlilik”…

Öte yandan, küresel salgının çevreye etkisiyle ilgili çalışmalar artmış olmakla birlikte henüz net sonuçlara ulaşılabilmiş değil… Küresel salgının ilk yayılmaya başladığı zamanlarda uygulanan sokağa çıkma kısıtlamalarının, uçuş yasaklarının ve yaşamın her bakımdan yavaşlamasının doğaya yaptığı olumlu katkıyı çoğumuz oturduğumuz yerden bile fark ettik… Bulutlar daha net, güneş daha parlak, toprak daha canlı, ağaçlar daha yeşil, soluduğumuz hava daha temiz gelmeye başladı…Küresel ve ulusal düzeyde gelen istatistikler de bu durumu destekler nitelikteydi… Ama bu sefer de biz bu durumun tadını yeterince çıkaramayacak duruma gelmiştik… Ağzımızda maske, elimizde eldivenler ve en önemlisi kaygı ve korkularımız yeni “normalin” tadını çıkarmamıza engel olmaya başladı… Yani ya biri, ya öteki… Ne yaman çelişki… Kendimizi, kendimizden korumak!

Peki, sonra ne oldu… O kapalı kaldığımız dönemde çok özlediğimiz, “bin bir” özürler dilediğimiz doğaya döndüğümüzde ilk iş yine “çöplerimizi” hatta bu kez biraz daha çeşitlendirerek “tıbbi atık sayılan” maske ve eldivenlerimizi de kucağına bırakmak oldu! Küresel salgın dolayısıyla daha çok sayıda insan toplu taşıma kullanmıyor artık… Doğa ve tekne tatilleri yeni gözdemiz… Kullandığımız dezenfektan ve türevlerinin hesabını tutamıyoruz… Hijyen sebebiyle ellerimizi yıkarken dakikalarca boşuna akan suyu hiç dikkate almıyoruz… Maskelerimizi ve plastik eldivenlerimizi ne şekilde imha edeceğimizden haberimiz yokmuş gibi yapıyoruz! Daha neler söylenebilir neler… Önümüzde bir de küresel salgının ekonomik etkileriyle başa çıkmak için mücadele edeceğimiz bir süreç var… Bu durumda aklımıza “çevre” kaçıncı sırada geliyor tahmin etmek hiç zor değil… Küresel salgın sebebiyle çevreyle ilgili alınması gereken ivedi makro küresel önlemlerin konuşulacağı birçok konferans da ertelenmiş durumda… Küresel güçlerin “çevreyle” ilgili yaklaşımları da ortada… Dünya liderlerinin birçoğunun söylemleri de…

Dönüp dolaşıp yeniden küresel işbirliğine, küresel-ulusal topyekûn mücadeleye, bilim ışığında uzun vadeli planlama ve uygulamaya ve siyasi iradeye, samimiyete çıkıyor tüm yollar… Tabii bireysel rollerimizin önemini de yok saymadan… Küresel salgın dolayısıyla yaşananlar “yeni normalde” ufak da olsa bir motivasyon yaratabilmiş midir acaba insanoğlunda “doğayı bırakın, parçası olduğu doğayı ciddiye alarak aslında kendi “geleceğine yatırım” ve dolayısıyla kendine “iyilik” yapması için?

Bunu zaman gösterecek de, biz görebilir miyiz bilemedim?!

Diğer Yazılar

RAPOR | Türkiye-Birleşmiş Milletler (BM) İlişkileri: Ortak Çıkar ve Uyuşmazlık Alanları

ÖZET 2002 yılından günümüze Türk dış politikasının seyri ve temel dinamikleri değerlendirildiğinde üç farklı dönemden ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın ve Biz…

Küresel salgın “öncesi biz” ile “sonrası biz” arasında neler değişti? Kaçımız samimiyetle bu soruyu yanıtlayabilir ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgından Sağlık Güvenliğine

Küresel salgın birincil hedef haline getirmek suretiyle en çok “kendimiz ve yakınlarımızın sağlığı” konusunda endişelendirdi ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın: Çevre Güvenliğine İlişkin Değerlendirmeler…

Küresel salgın başka birçok konuda olduğu gibi çevre ile olan ilişkimizi de yeniden ele almamıza ...
Daha Fazlasını Oku

Küresel Salgın: Üniversitelerde Tercih Telaşı

Küresel salgın -ister istemez- hemen hepimizi bugüne kadar “neyi, neden yaptık/yapabildik, ya da yapmadık/yapamadık?” soruları ...
Daha Fazlasını Oku

Bizden Haberdar Olun

Mail aboneliği başlatmak için mail adresinizi bizimle paylaşabilirsiniz.
Paylaş
Etkinlik Takvimi
Ağustos

Eylül 2021

Ekim
Pzt
Sal
Çar
Per
Cum
Cmt
Paz
30
31
1
2
3
4
5
Etkinlikler için Eylül

1st

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

2nd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

3rd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

4th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

5th

Etkinlik Yok
6
7
8
9
10
11
12
Etkinlikler için Eylül

6th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

7th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

8th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

9th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

10th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

11th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

12th

Etkinlik Yok
13
14
15
16
17
18
19
Etkinlikler için Eylül

13th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

14th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

15th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

16th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

17th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

18th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

19th

Etkinlik Yok
20
21
22
23
24
25
26
Etkinlikler için Eylül

20th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

21st

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

22nd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

23rd

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

24th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

25th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

26th

Etkinlik Yok
27
28
29
30
1
2
3
Etkinlikler için Eylül

27th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

28th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

29th

Etkinlik Yok
Etkinlikler için Eylül

30th

Etkinlik Yok

Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi

Center for Diplomatic Affairs and Political Studies

‎مركز الشؤون الدبلوماسية والدراسات السياسية

Centre des Affaires Diplomatiques et des études Politiques

Центр дипломатических отношений и политических исследований

外交事务与政治研究中心

Back to top of page