Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca gerek sahip olduğu ticaret yolları, gerekse yeraltı kaynakları sebebiyle başta ABD olmak üzere küresel hegemonik güçlerin müdahalelerine maruz kalmıştır. Özellikle son çeyrek asırlık döneme bakıldığında, Washington yönetimlerinin ve Tel Aviv’in izlediği stratejilerin barış ve çözüm üretmekten çok uzak olduğu görülmüştür. ABD’nin problem çözmek vaadiyle bölgeye yaptığı her müdahale; mevcut sorunları daha kötü hale getirmiş ve yeni krizler yaratmıştır. Buna İsrail’in bölgedeki tek taraflı, hukuku hiçe sayan, ilhakçı ve sınır tanımaz müdahaleleri de eklendiğinde, bölgedeki güvenlik çıkmazını kronikleştirmiştir. Türkiye – Suudi Arabistan – Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması; bölgeyi, 2000’lerin başından bu yana içine düştüğü istikrarsızlık sarmalından kurtarmaya yönelik oldukça kritik bir adımdır ve bir ihtiyacın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan anlaşma, Ortadoğu’nun uzun süredir eksikliğini duyduğu bölgesel güvenlik mimarisinin ihtiyacına bir cevap olarak ortaya çıkmıştır. Bu çıkışın İsrail/ABD-İran savaşının enerjiden ekonomiye geniş bir konjonktürü yerel ve küresel olarak baskıladığı bir ortamda olması, akıllara bu anlaşmanın savaşın bir sonucu olduğunu getirmesine rağmen yetkililer tarafından, söz konusu anlaşmanın 3 yıla yakın bir süredir planlandığı ifade edilmiştir. Türkiye’nin askeri gücü, Suudi Arabistan’ın mali gücü ve Pakistan’ın nükleer gücünün bir araya gelmesiyle, bölge ülkelerinin güvenlik algıları etkilenmiştir. Bununla birlikte anlaşmanın, başta Mısır olmak üzere tüm bölge ülkelerine açık olduğu belirtilmiştir. Nitekim Hakan Fidan, daha önce verdiği röportajlarda bu anlaşmanın “bölgesel sahiplenme anlayışının bir ürünü” olduğunu ve “ittifakın zaten genişlemek için kurulmuş bir ittifak” olduğunu ifade etmiştir.
Bu analiz kapsamında Mekke İttifakı bilinen detaylarıyla incelenecek, “neden” ve “nasıl” soruları üzerinden bir çerçeve oluşturulacak ve geçmişte kurulmuş ya da girişimi yapılmış benzer ittifaklar ile karşılaştırılacaktır. Ardından, başta Mısır ve İran olmak üzere bölge ülkelerinin Pakt’a bakışı, dış politikaları ve uluslararası ilişkileri, bölge analistlerinin yorumları ile söz konusu devletlerin katılım ihtimalleri ele alınacaktır.
Nedenler ve Zamanlama
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanmıştır. Anlaşma kapsamında tesis edilen Stratejik, Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı 31 Ağustos’ta İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Bu toplantıyla ittifak için Riyad’da bir sekreterya kurulması ve genel sekreterliğe 3 yıl boyunca bir Pakistanlının görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır. Bu adım, ittifakın kurumsallaşması ve varlığını teyit etmesi yönünde oldukça önemlidir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ifadelerine göre anlaşmaya giden süreç 2023’ün sonunda başlamıştır ki bu da 7 Ekim saldırıları ile eş zamanlı olduğu anlamına gelmektedir. Fidan tarafından sık sık, ittifakın; anlaşma prosedürüne ve uluslararası hukuka uyan tüm katılımcılara açık olduğu ifade edilmektedir.
Bölge ülkelerinin kendi aralarındaki hesaplaşmalar, çatışan menfaatler, etnik-mezhepsel anlaşmazlıklar; bölge güvenliğini sarsmakla birlikte bölgeye dışarıdan gelecek müdahalelere de daha açık hale getirmiş ve hatta bu güvensizlik ortamı, kimi dış müdahaleleri meşrulaştırmıştır. Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi pek çok oluşum olmasına rağmen bunların tamamı, bölgesel güvenliğe yönelik adım atma noktasında yetersiz kalmakta ve inisiyatif alamamaktadır. Nitekim, birer güvenlik örgütü de değildirler. Kalkınma üzerine atılan adımlar, istikrar ortamının sağlanamaması nedeniyle sonuca ulaşamamaktadır. Bölgedeki ekonomik, kültürel, bilimsel vb. kalkınma ve işbirliğinin yolu başta askeri işbirliğinden geçmektedir. Çünkü bölge ülkelerinin güvenliği sağlayamaması, huzursuzlukların dış müdahalelerle daha da artmasına neden olmaktadır. Bu ittifakta ana hedef, buranın güvenliğini bahane ederek müdahale zemini kazanan büyük güçlere alternatif bir bölgesel güvenlik denklemi yaratmak ve İsrail gibi saldırgan, hukuk tanımaz aktörlere karşı caydırıcılık oluşturmaktadır.
…







