Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı’nın her geçen gün artan ilişkileri ve Teşkilat’ın sesinin son yıllarda daha fazla duyulması incelenmeyi önemli kılmaktadır. Ayrıca TDT’nin artan tanınırlığına karşın ortak sürdürmek istediği politikaları arttırması dikkatlerin üzerinde toplanması için yeterlidir.
Biraz daha bahsedilecek konulara girecek olursak, Türk Devletleri Teşkilatı, Türk dili konuşan ülkeler arasında iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir teşkilat olup, üyeleri arasında kültürel, ekonomik ve siyasi iş birliklerini derinleştirmeye yönelik önemli adımlar atılmaktadır. Bu süreçte ortak alfabe, ortak para birimi ve stratejik iş birlikleri gibi projeler ön plana çıkarken, haliyle Türkiye’nin bu girişimlerdeki rolü büyük bir önem taşıyor. Dikkat edilmelidir ki Türkiye’nin son yıllarda hızla gelişen ve derinleşen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) ile ilişkileri, sadece bölgesel değil, küresel düzeyde de etkili olabilecek bir potansiyele sahiptir.
Türk dünyası, yalnızca TDT’ye üye ülkelerle sınırlı kalmayan, tarihsel, kültürel ve ekonomik bağlarla birbirine bağlı geniş bir coğrafyayı ifade etmektedir. Ancak, TDT özelinde değerlendirildiğinde dahi, teşkilatın 178 milyonluk nüfusu ve 2 trilyon dolara yakın ekonomik büyüklüğüyle küresel ekonomide önemli bir yere sahiptir. Üye ülkelerin toplam ihracatı 558 milyar dolar seviyesinde olup, bu rakam küresel ticaretin yaklaşık yüzde 2’sine tekabül etmektedir. Dolayısıyla, Teşkilatın ekonomik entegrasyonu ve iş birliği projeleri arttığı ölçüde Türk dünyasının dışında kalan devletlere yönelik ekonomik bağımlılıkta azalmalar görülebilir.
TDT içindeki iş birlikleri, yalnızca teşkilatın merkezi yapısı çerçevesinde değil, üye ülkeler arasında geliştirilen ikili ve çok taraflı anlaşmalar yoluyla da derinleşmektedir. Üye devletler arasında oluşturulan bu iş birliği mekanizmaları, hem sürecin daha organik bir şekilde ilerlemesini sağlamakta hem de geniş çaplı entegrasyon projelerinin hayata geçirilmesini kolaylaştırmaktadır. Bu durum göz önünde bulunulduğunda, uzun vadede daha sağlam ve sürdürülebilir bir entegrasyon modelinin oluşturulmasına katkıda bulunmaktadır. Ancak ifade edilmelidir ki üye ülkelerin Teşkilat ile uyuşmayan kendi hak ve hassasiyetleri sürecin hızında ve işlevselliğinde kayda değer bir öneme sahip olabilecektir.
Her ne kadar 2009 yılında kurulmuş olsa da son 5 yıllık dönemde artan yakınlaşmalar ve iş birlikleri devletlere özgüven katmaktadır. Başlangıçta ikili ya da üçlü iş birliği olarak şekillenen bu tür projeler, zaman içinde tüm Teşkilat üyelerini kapsayacak şekilde genişleyerek TDT’nin kolektif vizyonunun bir parçası haline gelmiştir. KKTC’nin TDT kapsamında uluslararası tanınırlığının artırılması yönündeki çabalar ve halihazırda gözlemci üye olan Türkmenistan ve Macaristan’ın tam üye olmasına yönelik girişimler, fırsatlarının yanı sıra birtakım bölgesel ve küresel aktörler kaynaklı riskleri de beraberinde getirmektedir.
Bu bağlamda, Türkiye, kültürel ve ekonomik bağlarını güçlendirme noktasında liderlik rolünü üstlenebilirken, aynı zamanda bölgede dengeleri gözetmek ve dış aktörlerin tepkilerini dikkate almak zorundadır. Ortak alfabe ve ortak para gibi projeler, Türk dünyasının entegrasyonunu derinleştirme potansiyeline sahip olsa da üye ülkelerin ekonomik ve siyasi öncelikleri doğrultusunda bu süreçlerin aşamalı olarak ilerlemesi gerekmektedir. Türkiye’nin bu girişimlerdeki liderliği, bölgesel iş birliklerini güçlendirmekle kalmayıp, küresel ölçekte de etkin bir aktör olarak konumlanmasını sağlayabilir. Ancak bu entegrasyon sürecinin başarıya ulaşması, yalnızca devletler düzeyinde değil, aynı zamanda toplumsal kültür ve siyasal kültür düzeyinde de karşılık bulmasına bağlıdır. Bu bağlamda ortak alfabe kullanımı güncel çabalar nezdinde daha olasıdır ve etkileri daha öngörülebilirdir. Ortak Para projesi için adımlar ise daha ulus üstü mekanizmaları ilgilendirmesi sebebiyle daha temkinli ve yavaş atılmalıdır diyebiliriz.
Özetle, “Türkiye ve Türk Devletleri Teşkilatı: Bölgesel İş Birliği ile Küresel Ortaklık Mümkün Mü?” sorusu Türk Devletleri Teşkilatı’nın bölgesel düzeydeki etkisini ve küresel ilişkilerdeki rolünü sorgulayan önemli bir sorudur. Türk devletlerinin tarihî, kültürel ve ekonomik bağları, bu bölgesel iş birliğinin ne kadar genişletilebileceğini ve uluslararası arenada nasıl güçlü bir ortaklık yapısına dönüşebileceğini merak ettiriyor. Bu yazıda, Türk Devletleri’nin potansiyelini, karşılaşılan engelleri ve küresel düzeydeki iş birliklerinin geleceğini inceleyen bir analiz yapılacaktır. Ayrıca Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı ile entegrasyon süreci, sadece bir bölgesel iş birliği projesi değil, aynı zamanda geniş bir jeopolitik ve ekonomik vizyonun parçası olmakla kazandığı önem, üye ülkelerin birbirleriyle olan ekonomik, kültürel ve siyasi bağları ile daha sağlam temellere oturtulacaktır. Zira bu süreçte, Türkiye’nin oynayacağı rol, Teşkilatın gelecekte nasıl bir yön izleyeceğini de belirleyecektir.
…