Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin 47. Başkanı olarak yeniden seçilen Donald Trump, ikinci dönemine hızlı bir başlangıç yaparak ilk 100 saatte diğer tüm Amerikan Başkanlarından daha fazla kararname imzalamış ve giderek daha fazla politika değişikliğini hayata geçirmeye devam etmektedir. İç politikada sınır güvenliği, yasa dışı göç, maliyetleri düşürme ve liyakat esasına dayalı işe alımları durdurma gibi konular ön plandayken; dış politikada ise Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi (UNHCR)’nden ayrılma gibi çok taraflı iş birliklerine yönelik radikal hamleler dikkat çekmektedir.
Trump, ABD’yi dünya sahnesindeki hakimiyetini geri kazanması gereken küresel bir güç olarak gördüğünü hep belirtmiş olmakla birlikte, ikinci dönemine hızlı bir şekilde ilerlerken, bu niyetlerin daha somut hale geldiği açıkça görülmektedir. İlk başkanlık dönemine kıyasla Trump’ın politikalarının daha iddialı, kararlı ve iyi hesaplanmış bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca bu politikalar uluslararası “eşitsizliklere” verilen bir tepki olmanın ötesinde, Önce Amerika (America First) mantrası doğrultusunda uzun vadeli bir güç dengesi oluşturmayı hedefleyen sağlam bir plan olarak şekillenmektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin dış politikasını, uluslararası anlaşmalar ve ortaklıklar konusundaki duruşunu yeniden tanımlayarak daha iddialı ve doğrudan eylemlerin temelini oluşturmaktadır. Trump yönetimiyle etkileşimin hem faydalarını hem de zorluklarını deneyimleyen Türkiye gibi ülkeler için şu anki soru, Trump başkanlığının bu daha rafine ve kararlı versiyonuna nasıl uyum sağlanacağı olmaktadır.
Bu makale, Trump’ın ilk dönemindeki dış politika yaklaşımını ve ikinci döneminde şimdiye kadar izlediği politikaları karşılaştıracak, bu doğrultuda Türkiye özelinde bir projeksiyon çizmeye çalışacaktır. Bu çerçevede, TTIP Anlaşması ve CAATSA yaptırımları, Türkiye’nin ABD ile ekonomik ve siyasi ilişkilerinde nasıl bir konumda olduğunu anlamak için temel inceleme alanları olarak ele alınacaktır. Türkiye’nin bu yaptırımlara ve anlaşmaların rafa kaldırılmasına karşı izlediği politikalar, devlet yetkililerinin söylemleri ve uygulamaları üzerinden incelenecek; bu kararların Türkiye açısından ne anlama geldiği ve gelecekte nasıl bir yol haritası izlenebileceği değerlendirilecektir.
Trump 1.0 vs 2.0
Yöntemleri, açıklamaları ve attığı tweetlerle ABD tarihinin en marjinal başkanlarından biri olarak görülen Trump, kendisinden önceki yönetimlerin politikalarını ABD’nin aleyhine bulmuş ve ABD’nin gücünü artırmak adına bunları tersine çevirmiştir. Bu doğrultuda, Paris İklim Anlaşması ve Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) gibi birçok uluslararası anlaşmadan çekilmiş; NATO ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) gibi uluslararası örgütlere karşı tehditkâr bir tutum sergilemiştir. Bu adımlar, küresel sistemde düzeni sağlayan kuralların ve kurumların, bizzat onları yaratan bir aktör tarafından yok sayıldığını göstermiştir. Bu durum, II. Dünya Savaşı’yla ABD önderliğinde kurulmuş bilinen dünyanın değiştiğini sembolize etmiştir. Trump’ın öngörülemez olarak değerlendirilen eylemleri endişelerin artmasına sebep olmuş ve tüm devletlerin konfor alanlarından çıkıp kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiğine dair uyarmıştır. Örneğin, ezelden beri güçlü bir müttefiklik bağına sahip olan ABD ve Avrupa arasındaki ilişkiler, Trump döneminde eşi benzeri görülmemiş bir gerilim yaşamış, transatlantik ortaklık hiç olmadığı kadar zedelenmiştir. Trump’ın AB liderlerine yönelik söylem ve davranışlarına ek, uygulanan ticaret vergileri, TTIP Anlaşmasının iptal edilmesi ve NATO harcamalarının arttırılması gibi konular bazı temel ayrışma noktalarını oluşturmuştur.
Donald Trump’ın ilk başkanlık dönemi ile ikinci dönemi karşılaştırıldığında hem devam eden politikalar hem de yeni stratejiler göze çarpmaktadır. İkinci dönemine iddialı bir başlangıç yapan Trump, ilk dönemine kıyasla daha net, hızlı ve hazırcevap bir profil çizmektedir. İlk seçiminin bir şans eseri görülmesine rağmen ikinci seçimi tamamen Trump’ın başarısı olarak görülmektedir. İlk dönemde Trump’ın bir aykırı olduğunu ve o gittiğinde her şeyin eski haline döneceğini düşünen diğer devlet liderleri, bu kez Trump’ın ciddiye alınmak istediğini gösteren adımlarıyla, Trump gerçekliğini benimsemek zorundadır.
…