28 Şubat 2026 tarihinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı kapsamlı askeri operasyonlar, kısa sürede bölgesel bir sorun olmaya başlamış ve bölgedeki hemen hemen her ülkeyi etkisi altına almıştır. Savaş, Orta Doğu’nun güvenlik denklemi ve bölgesel jeopolitiği açısından parçalanmış bir dönüm noktası oluşturulmuştur. İran ise saldırılara kısa sürede karşılık vererek İsrail’e ve Körfez’deki ABD üslerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları başlatmasıyla bölgedeki gerilim hızla tırmanmıştır. Aynı gün, İran, İsrail, Irak, Ürdün, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yer aldığı sekiz ülke hava sahalarını kapattıklarını açıklamış ve havayolları uçuşları durdurulmuştur. Suriye ise İsrail sınırındaki güney kesiminde hava sahasının bir bölümünü 12 saatliğine kapattığını duyurmuştur. Bu bağlamda Suriye’nin 28 Şubat operasyonlarına verdiği tepkinin doğru biçimde değerlendirilebilmesi, ülkenin 2024 yönetim değişikliğiyle birlikte içine girdiği siyasi ve stratejik dönüşümün anlaşılmasını zorunlu kılmaktadır.
Suriye’de 2024 yılında yaşanan yönetim değişikliği sonrasında oluşan yeni siyasi yapı, ülkenin dış politika yönelimlerini yeniden şekillendirmiştir. Ahmed el-Şara liderliğindeki yönetim, bir yandan iç savaşın yarattığı yıkımı toparlamaya çalışırken, diğer yandan bölgesel güçlerin Suriye sahasındaki etkisiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bu süreçte özellikle İran ve İsrail arasındaki gerilim, Suriye’nin dış politikasını doğrudan etkileyen temel faktörlerden biri haline gelmiştir.
Yeni yönetim, geçmiş dönemde kurulan İran merkezli askeri ve siyasi ilişkileri tamamen koparamayacak bir miras devralmış; buna karşılık İsrail’in Suriye topraklarında İran bağlantılı hedeflere yönelik sürdürdüğü saldırılar, ülkeyi doğrudan bir çatışma riskiyle karşı karşıya bırakmıştır. Ancak Suriye’nin bu saldırılara sınırlı tepki vermesi ve doğrudan bir taraf haline gelmekten kaçınması, ülkenin açık bir ittifak değişimine gitmediğini göstermektedir.
Bu analiz, Suriye’nin İran-İsrail geriliminde bir taraf seçtiği yönündeki iddiaların aksine, daha çok zorunlu bir denge politikası izlediğini savunmaktadır. Bu çerçevede ilk olarak Suriye’nin İran ile olan ilişkilerinin tarihsel arka planı ve mevcut durumu ele alınacak, ardından İsrail’in Suriye sahasındaki askeri faaliyetleri ve Suriye’nin bu duruma verdiği tepkiler incelenecektir. Son olarak ise Suriye yönetiminin hem dış baskılar hem de iç kırılganlıklar nedeniyle neden temkinli ve dengeli bir politika izlemek zorunda kaldığı değerlendirilecektir.
Suriye – İran İlişkisinin Tarihsel Arka Planı ve Mevcut Durumu
Suriye–İran ilişkilerinin temelleri, 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar uzanmaktadır. Bu süreçte Suriye, bölgesel yalnızlık içinde İran’daki yeni rejimi hızla tanıyan ve destekleyen ilk ülkelerden biri olurken İran ise anti-emperyalist ve İsrail karşıtı politikaları yürütmeye başlatmıştır. Böylelikle bu ikili arasındaki ilişki hem stratejik hem de ittifak ortaklığına dönüşmüştür (Sinkaya, 2011; 39). Suriye – İran ilişkisini bir üst seviyeye taşıyan önemli gelişmelerden biri 1980 yılında patlak veren İran – Irak Savaşı’nda Suriye’nin açıkça İran’a destek vermesidir. Suriye, Irak’ın petrol ihracatı yapmasını sağlayan boru hattını kapatmış; İran ise bu yardımlar karşılığında bir kısmı karşılıksız olmak üzere ucuz petrol ve kayda değer maddi yardımda bulunmuştur (Sinkaya, 2011; 39 – 40). Bunu takip eden 1982 yılında Lübnan’da Hizbullah’ın kurulmasında birlikte hareket etmeleri, bu iş birliğini daha da güçlendirmiş ve ortak düşman algısı (İsrail ve Irak) bu ilişkilerin temeline oturmuştur.
Bu tarihsel zemin, 2011’de Suriye’de iç savaş başladığında İran’ın neden Esad rejimini hızla ve kararlılıkla desteklediğini de açıklamaktadır. Sinkaya’nın vurguladığı gibi İran açısından Suriye, yalnızca bir müttefik değil, aynı zamanda Lübnan’daki Hizbullah’a uzanan hattın temel bağlantı noktasıdır. Bu nedenle Şam’daki rejimin ayakta kalması, Tahran’ın bölgesel nüfuzunu koruması bakımından stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Mantık evliliği olarak tanımlanan bu ilişki, İran’ın desteğinin ideolojik yakınlıktan çok ortak tehdit algısına ve çıkar hesabına dayandığı belirtilmektedir.
…







