ICE Protestoları: Güvenlik, Egemenlik ve Meşruiyet Arasında Amerika

28.01.2026

Amerika Birleşik Devletleri’nde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’ne (Immigration and Customs Enforcement – ICE) yönelik protestolar, yüzeyde bir göç politikası tartışması gibi görünse de, gerçekte çok daha derin bir siyasal ve uluslararası anlam taşımaktadır. Bu protestolar, yalnızca belgesiz göçmenlerin statüsüne dair bir itiraz değil; güvenlik-devlet ilişkisi, insan hakları normları ve Amerika’nın küresel liderlik iddiası üzerine yürütülen daha geniş bir mücadelenin parçasıdır. Bu protestoları sadece ABD iç siyasetine sıkışmış tepkiler olarak değil, küresel düzenin dönüşümünü yansıtan semptomlar olarak da okumak gerekir.

İkinci Trump yönetiminin birinci yıl dönümüne yaklaşırken, giderek otoriterleşen Washington’un durumuyla ilgili kolektif kaygı, korku ve hayal kırıklıklarının arttığı görülüyor.

ICE’nin Doğuşu: 11 Eylül ve Güvenlik Devleti

ICE, 2003 yılında 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından kurulan İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) bir parçası olarak ortaya çıktı. Bu dönem, ABD’nin güvenliği merkeze alan yeni bir devlet aklı geliştirdiği, göçü ise potansiyel bir tehdit olarak yeniden çerçevelediği bir kırılma anıydı. Göçmenlik politikası, sosyal ve ekonomik bir mesele olmaktan çıkarak ulusal güvenliğin bir uzantısı haline geldi.

Ancak bu güvenlikleştirme süreci, zamanla kurumsal yetkilerin genişlemesine ve denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açtı. ICE, özellikle sınır dışı etme, gözaltı ve aile ayrıştırma uygulamalarıyla, sadece göçmen toplulukların değil, sivil toplumun ve akademinin de yoğun eleştirilerine maruz kaldı. Protestoların kurumsal kökeni tam da burada yatmaktadır: Devletin güvenlik adına meşruiyet sınırlarını zorlaması.

Protestoların Temelleri: Hak, Kimlik ve Eşitsizlik

Her şeyden önce, protestoların merkezinde hak kavramının nasıl tanımlandığı sorusu yer alır. Burada temel dinamik insan hakları ihlalleri iddialarıdır. Gözaltı merkezlerindeki koşullar, çocukların ailelerinden ayrılması ve hukuki süreçlere sınırlı erişim, ABD’nin kendi savunduğu liberal normlarla açık bir çelişki yaratmaktadır. Ancak ICE uygulamalarına yöneltilen eleştiriler, yalnızca prosedürlerin sertliğine değil, hakların vatandaşlık statüsüne de bağlanmasına yöneliktir. Göçmenlerin hukuki sürecin dışında bırakılması, hakların evrenselliği fikrini fiilen askıya alan bir pratik yaratmaktadır. Bu durum, ABD’nin uzun süredir savunduğu “hukukun üstünlüğü” ilkesini, sınırların ötesinde geçerli bir norm olmaktan çıkarıp içeriye dönük ve koşullu bir ayrıcalığa dönüştürme riskini barındırmaktadır. Protestolar, tam da bu koşulluluğa karşı yükselmektedir.

İkinci temel dinamik, kimlik meselesinin siyasileşmesidir. ICE uygulamalarının belirli etnik ve coğrafi gruplar üzerinde yoğunlaşması, göçmenlik politikalarını teknik bir güvenlik meselesi olmaktan çıkarıp toplumsal bir hiyerarşi tartışmasına dönüştürmektedir. Protestoların söyleminde sıkça karşılaşılan “kimin Amerikalı sayıldığı” sorusu, aslında ulusal kimliğin sınırlarının yeniden çizilmesine dair bir mücadeleyi yansıtır. Bu noktada göç, yalnızca sınırdan geçme meselesi değil, ulusal anlatıya dâhil edilme ya da dışlanma meselesidir. Irk, etnisite ve sınıf temelli eşitsizlikler, göçmenlik rejimi aracılığıyla yeniden üretilmektedir. Protestocuların tepkisi, belirli bir kuruma yönelmiş olsa da, aslında devletin bazı bedenleri sürekli olarak “şüpheli”, “geçici” ya da “istenmeyen” olarak kodlamasına yöneliktir.

Üçüncü ve çoğu zaman göz ardı edilen boyut ise eşitsizliğin küresel ölçekteki kökenleridir. ICE protestolarını yalnızca ABD sınırları içinde yaşanan bir kriz olarak değerlendirmek, göçü doğuran yapısal koşulları perdelemektedir. Göçmenlerin önemli bir kısmı, istikrarsızlık, ekonomik yoksunluk ve şiddet gibi faktörler nedeniyle hareket halindedir. Bu faktörler ise çoğu zaman küresel güç ilişkilerinin, müdahaleci politikaların ve adaletsiz ekonomik düzenlerin ürünüdür. Protestolar, bu zincirin yalnızca son halkasına odaklanan bir güvenlik yaklaşımını sorgulamaktadır. Konuyu daha derin bakışta ise bu protestoların altında ABD’nin küresel müdahaleci ve istikrar bozucu politikalarına da bir tepki olduğunu anlamak güç değil. Özellikle bazı gruplarda Venezuela ve İran vurguları tam bu yaklaşımdan geliyor.

İç Politik Etkiler: Demokrasi Stres Testinde

Bu sürecin en belirgin etkilerinden biri, devletin güvenlik gerekçesiyle genişleyen yetkilerinin toplumsal rıza ile ne ölçüde örtüştüğünün sorgulanmasıdır. ICE uygulamalarına yöneltilen tepkiler, yalnızca sınır dışı etme ya da gözaltı pratiklerine değil, bu pratiklerin hangi siyasal mantıkla meşrulaştırıldığına yöneliktir. Güvenlik dili, kamusal alanda ne kadar baskın hale gelirse, demokratik denetim mekanizmalarının o ölçüde zayıfladığı yönündeki algı da güçlenmektedir.

Demokrasi açısından bir diğer kritik boyut, ifade özgürlüğü tartışmalarının yeniden canlanmasıdır. ICE karşıtı gösteriler, protesto hakkının sınırlarını ve devletin bu hakka yaklaşımını görünür kılmaktadır. Bazı durumlarda sert polis müdahaleleri ya da protestoların kriminalize edilmesi, toplumun güvende olma hissini zedelediği gibi sistemin meşruiyetini de yinelemesini zorunlu kılmaktadır.

Bu bağlamda, federal yapı ile yerel yönetimler arasındaki gerilim özel bir önem taşır. “Sanctuary city” uygulamaları, göçmenlik politikalarının merkezî bir güvenlik meselesi mi yoksa yerel toplumsal düzenin bir parçası mı olduğu sorusunu gündeme getirmiştir. Minnesota ve Illinois eyalet yetkilileri, her iki eyaletin metropol bölgelerine binlerce göçmenlik görevlisinin konuşlandırılmasının ABD Anayasasının 10. Anayasa değişikliği haklarını doğrudan ve eyalet haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, federal mahkemede federal hükümete karşı iki ayrı dava açtı. 10. değişiklik, eyaletlere sakinlerinin sağlığını, güvenliğini ve refahını koruma hakkını saklı tutuyor. Hem eylemler hem de hukuk yoluyla bu meydan okuma, Amerikan federalizminin esnekliğini ve çok katmanlı yapısını da ortaya koymaktadır. Protestolar, bu çok katmanlılığın bir çatışma değil, bir müzakere alanı olduğunu hatırlatmaktadır.

ICE protestoları ayrıca, kurumsal hesap verebilirlik meselesini yeniden gündeme taşımıştır. Gözaltı merkezlerine ilişkin raporlar, yargı süreçlerine erişim sorunları ve şeffaflık eksikliği, yürütme organının denetimi konusunda ciddi sorular doğurmaktadır. Protestolar, yasama ve yargı organlarının bu alandaki rolünü hatırlatmakta, güçler ayrılığının yalnızca anayasal bir ilke değil, canlı bir siyasal pratik olduğunu vurgulamaktadır. Üstelik ABD Hükümetinin ICE ajanlarının eylemlerini denetlememesi ve uygulamalardaki keyfilik mahkemelerdeki hükümetten gelen bilgilerin doğruluğu yönündeki ön kabulün kalkmasına da neden olmuştur.

Uluslararası Yansımalar: Normatif Gücün Erozyonu

ICE’ye yönelik protestoların en kalıcı etkisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin yalnızca iç siyasal dengelerinde değil, küresel düzeydeki meşruiyetinde yarattığı aşınmada görülmektedir. ABD, uzun yıllar boyunca askeri ve ekonomik kapasitesinin ötesinde bir etki alanı yaratabilmişse, bu büyük ölçüde evrensel normlar olarak sunduğu yaklaşımları kendi değerleri olarak gösterebilme yeteneğinden kaynaklanmıştır. Ancak göçmenlik rejimi etrafında şekillenen sert uygulamalar ve bunlara karşı yükselen protestolar, bu normatif iddianın giderek daha fazla sorgulanmasına yol açmaktadır.

Amerikan dış politikasının temel dayanaklarından biri, içeride savunulan ilkeler ile dışarıda talep edilen davranışlar arasında kurulan nispi tutarlılık olmuştur. İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlükler, bu söylemin merkezinde yer alır. Ne var ki ICE uygulamaları etrafında gelişen tartışmalar, ABD’nin bu ilkeleri kendi sınırları içinde dahi koşullu biçimde uyguladığı algısını güçlendirmektedir. Protestolar, bu koşulluluğu görünür kıldıkça, ABD’nin küresel ölçekte “örnek olma” kapasitesi de zayıflamaktadır.

Bu zayıflama, klasik anlamda bir güç kaybından ziyade, ikna edebilme yetisinin aşınması şeklinde ortaya çıkar. Devletler, yalnızca zorlayıcı araçlarla değil, başkalarının rızasını üretebildikleri ölçüde etkili olurlar. ICE protestolarının uluslararası yankısı, ABD’nin göç ve insan hakları konularında başkalarına yönelttiği eleştirilerin artık eskisi kadar ikna edici bulunmadığını göstermektedir. Özellikle otoriter eğilimler sergileyen rejimlerin, ABD’deki bu çelişkileri kendi uygulamalarını meşrulaştırmak için kullanabileceğine dair endişe yükselmektedir.

Latin Amerika başta olmak üzere göç veren bölgelerde, ICE politikaları ABD’nin tarihsel rolüyle birlikte değerlendirilmektedir. Protestoların bu bölgelerde yakından takip edilmesi tesadüf değildir. ABD’nin ekonomik, siyasi ve zaman zaman askeri müdahalelerinin göçü tetikleyen yapısal koşullardaki payı hatırlandığında, sınırda uygulanan sert politikalar yalnızca güvenlik önlemi olarak değil, sorumluluktan kaçış olarak algılanmaktadır. Bu algı, ABD’nin bölgesel liderlik iddiasını sessiz ama derin bir biçimde aşındırmaktadır. İddiasının arkasını doldurmak için de Washington’un daha fazla güç göstermesi, hatta güç kullanması gerekebilir.

Göç gibi ulusötesi meseleler, tek taraflı güvenlik önlemleriyle yönetilemeyecek kadar karmaşıktır. ABD’nin normatif gücündeki erozyon, çok taraflı iş birliği çağrılarını da zayıflatmaktadır. Çünkü normları koyan ya da savunan bir aktör, aynı normlara uymadığı algısıyla karşı karşıya kaldığında, liderlik iddiası yerini savunmacı bir pozisyona bırakır. ICE protestoları, tam da bu geçiş anını görünür kılmaktadır.

Bu nedenle “normatif gücün erozyonu” geçici bir imaj sorunu olarak değil, stratejik bir mesele olarak ele alınmalıdır. ICE protestoları, ABD’ye şunu hatırlatmaktadır: Küresel düzenin değerlerini savunmak, sınırların içinde bu değerlerden vazgeçmeyi meşru kılmaz. Aksi halde, liderlik iddiası sessizce ama kararlılıkla elden kayar.

 

Bu yazı 16 Ocak 2026 tarihinde Daily Sabah için İngilizce hazırlanan Görüş yazısından geliştirilmiştir.

Diğer Yazılar

ICE Protestoları: Güvenlik, Egemenlik ve Meşruiyet Arasında Amerika

Amerika Birleşik Devletleri’nde Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’ne (Immigration and Customs Enforcement – ICE) yönelik ...

Avrupa Olası Bir Savaşa mı Hazırlanıyor?

Almanya’da koalisyon hükümetinin yeni askerlik yasası üzerinde uzlaşmaya varması, Avrupa güvenlik mimarisinin yavaş fakat istikrarlı ...

Tek Kutup Yerine Çok Merkezli Parçalı Dünya Düzenine Geçiş Sancıları

Saygıdeğer konuklar, Değerli akademisyenler, diplomatlar, kamu temsilcileri, düşünce kuruluşu üyeleri ve öğrenciler, Hepinizi Diplomatik İlişkiler ...

Ankara’nın Londra ve Berlin ile İlişkilerde Yeni Denge Arayışı

Uluslararası ilişkilerde ittifaklar genellikle ortak değerlere değil, ortak tehdit algılarına dayanır. Ancak, bu tehditleri nasıl ...

Avrupa Güvenliğinde “SAFE” Dönemi: Türkiye’nin Katılması Neden Önemli?

Avrupa Birliği'nin (AB) yeniden silahlanma yolunda attığı son adım olan SAFE (Security Action for Europe), ...


Bizden Haberdar Olun

Mail aboneliği başlatmak için mail adresinizi bizimle paylaşabilirsiniz.


    Paylaş

    Etkinlik Takvimi
    Ocak

    Şubat 2026

    Mart
    Pzt
    Sal
    Çar
    Per
    Cum
    Cmt
    Paz
    26
    27
    28
    29
    30
    31
    1
    Etkinlikler için Şubat

    1st

    Etkinlik Yok
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    Etkinlikler için Şubat

    2nd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    3rd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    4th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    5th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    6th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    7th

    Etkinlikler için Şubat

    8th

    Etkinlik Yok
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    Etkinlikler için Şubat

    9th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    10th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    11th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    12th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    13th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    14th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    15th

    Etkinlik Yok
    16
    17
    18
    19
    20
    21
    22
    Etkinlikler için Şubat

    16th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    17th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    18th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    19th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    20th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    21st

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    22nd

    Etkinlik Yok
    23
    24
    25
    26
    27
    28
    1
    Etkinlikler için Şubat

    23rd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    24th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    25th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    26th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    27th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Şubat

    28th

    Etkinlik Yok


    Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi

    Center for Diplomatic Affairs and Political Studies

    ‎مركز الشؤون الدبلوماسية والدراسات السياسية

    Centre des Affaires Diplomatiques et des études Politiques

    Центр дипломатических отношений и политических исследований

    外交事务与政治研究中心

    Back to top of page