Avrupa kıtası, tarihin en keskin jeopolitik ve ekonomik dönüşümlerinden birinden geçiyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı, yalnızca sınırları değil, Avrupa’nın onlarca yıllık güvenlik mimarisini ve enerji stratejilerini de temelinden sarstı. Küresel enerji tedariğinde yaşanan sıkıntılar ve ticaret yollarının güvenliği konuları da kritik bir hal almasıyla bölgesel işbirlikleri yeniden değer kazandı. Bu karmaşık dönemde, Adriyatik, Baltık ve Karadeniz’i birbirine bağlayan Üç Deniz Girişimi (3SI), sadece bölgesel bir kalkınma projesi değil; Avrupa’nın güvenliği, dayanıklılığı ve rekabet gücü için stratejik bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor.
Üç Deniz Girişimi, on üç üyesi şu anda 120 milyon Avrupalıyı (AB nüfusunun dörtte birinden fazlası) ve 3 trilyon dolardan fazla ekonomik gücü kapsayan önemli bir ekonomik potansiyel üzerine kuruludur. Girişimin üye ülkeleri, Avrupa’nın geri kalanının yaklaşık iki katı bir ekonomik büyüme oranına sahiptir. Birlikte, Batı Avrupa’ya kıyasla yaklaşık 600 milyar ila 1 trilyon euro arasında olduğu tahmin edilen bir altyapı açığını gidermeye çalışmaktadırlar.
Girişim, enerji de dahil olmak üzere çeşitli stratejik alanlara odaklanır. Bölgesel enerji bağımsızlığını artırmayı ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi desteklemeyi amaçlar. Avrupa ve Asya bağlantı yollarının kesişiminde yer alan bu bölge, küresel öneme sahip stratejik bir Kuzey–Güney ekseni oluşturur. Bu aksın enerji ve ürün taşımacılığı için kuvvetlendirilmesi, burasının sağladığı bağlantılılığın da diğer bölgesel hamleleri desteklemesi öngörülüyor.
Dijital altyapının ve siber güvenliğin güçlendirilmesi de bir diğer önemli hedef. Özellikle Ukrayna’daki savaşın arka planında, bölgesel güvenlik ve NATO’nun doğu kanadının güçlendirilmesi de ele alınan konular arasında yer alıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası altyapı projeleri yalnızca ekonomik araçlar olmaktan çıktı, aynı zamanda güvenlik unsurları haline geldiler.
Yükselen Bölgeselleşme
Özellikle bir sekreterya ve kurumsallaşma öngörülmeyen platform yapısı AB çatısı altında yapılanması fikriyle başladı. Ancak bugün hem platformun kapasitesi hem de bölgeye olan teveccüh bu yapıyı zorluyor. Zira jeopolitik durum, ekonomik belirsizlik, enerji ve teknolojideki dönüşümler sadece koordinasyon değil, liderlik de gerektiriyor. Buna rağmen Girişim, yerleşik bir uluslararası foruma dönüştü, bölgesel kalkınma öncelikleri konusunda farkındalığı artırdı ve benzersiz ve başarılı bir yatırım fonu başlattı.
Klasik strateji olan doğu-batı eksenli politika ve yatırımların Batı Avrupa’nın çıkarlarını beslediği ama Orta ve Doğu Avrupa’daki devletlerin bu yaklaşımdan faydalanamadığı görüşü bu platformu bölge adına daha önemli hale getiriyor.
Bu bakış açısında Ukrayna’ya destek ve Rus tehdidine direnç doğu sınırı için önemini korurken yeni kaynaklardan sağlanacak enerjinin tüm Avrupa’ya sevki, batıya göre geride kalmış dijital ağların geliştirilmesi ve kıta genelinde sürekliliğin sağlanması, yeni ulaşım hatları ile Avrupa birlikteliğinin kuvvetlendirilmesi ve yatırım çekilebilmesi gibi konular da Girişim için öncelikler arasında yer alıyor. Ukrayna’nın bu girişim ile Avrupa’ya entegre olacağı enerji ve lojistik hatları da dikkatle değerlendiriliyor.
Liman modernizasyonu, otoyollar ve enerji ara bağlantıları gibi altyapı projelerine ağırlık veren bölge devletleri, bağlantılılığı artık ekonomi diplomasisi, stratejik güvenlik ve dayanıklılık bağlamında değerlendiriyor.
Bununla birlikte bölge AB kurumsallığı altında yer almaya gayret gösterse de AB stratejik politikalarına alternatif bir kaldıraç gibi de görünüyor. Özellikle ABD’nin bölgeye yaptığı yatırım, destek ve hibeler ile Amerikan etkisi artıyor. AB ve Batı Avrupa ülkeleri Doğu’daki öncelikleri görmezden gelmeye devam ettikçe ABD’nin bölgedeki enerji, savunma, altyapı ve ekonomi çalışmaları hız kazanıyor. NATO içinde de bölgenin transatlantik ilişkilerde okyanus ötesine destek verdiğini görebiliyoruz. Bu bölgedeki ülkelerde sadece savunma fonlarını istikrarlı bir şekilde artırmakla yetinmeyip, aynı zamanda savunma sanayilerini de hızla geliştirme fikri oldukça yükseliyor.
Savunma haricinde, Hırvatistan, Bosna Herkes ve Arnavutluk arasında imzalanan enerji boru hattı projeleri ABD ile yüksek miktarlı LNG alım anlaşması ile ilişkilendirildi. Bu anlaşmalar Brüksel tarafından eleştirilmiş, ülkeler enerji projesi sözleşmeleri imzalarken “yükümlülüklerini dikkatlice değerlendirmeye” çağrılmıştı.
Dubrovnik’te yapılan ayrı bir anlaşmada ise Hırvatistan, ülkenin merkezinde geniş bir yapay zeka geliştirme ve veri merkezi kurmak için ABD’li yatırım grubu ile niyet mektubu imzaladı.
ABD’nin bölge ülkeleri ile daha önce örneği çok olamayan anlaşmalar imzalamaya devam ettiğini 2026 zirvesi marjında da gördük.
2026 Dubrovnik Zirvesi
28-29 Nisan 2026 tarihlerinde Hırvatistan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen 11. Üç Deniz Girişimi Zirvesi, girişimin ikinci on yılına girerken Avrupa’nın stratejik Kuzey-Güney eksenini güçlendirmeyi hedefleyen Dubrovnik Deklarasyonu ile sonuçlandı.
Deklarasyona göre Girişim, önümüzdeki on yılda bölgesel bağlantısallık için ana platform olma hedefini koydu. Orta Doğu’daki gelişmelerin enerji ve ticaret yollarına etkisi dikkate alındığında, Üç Deniz bölgesi önemli bir enerji ve lojistik koridor olarak rolünü güçlendirecek hamleler öngörüldü. Adriyatik Boru Hattı, Dikey Gaz Koridoru, Amber Gaz Koridoru ve Solidarity Ring gibi enerji transfer projelerin stratejik önemi vurgulandı. Askeri hareketliliği de destekleyen çift kullanımlı ulaşım ve mobilite altyapıları (Rail2Sea, Rail Baltica, Via Carpatia vb.) da önceliklendirildi.
Baltık, Karadeniz ve Adriyatik denizlerini bağlayan koridorların yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda Avrupa güvenliğinin de temel unsurları olduğu vurgulandı. Kuzey–Güney eksenindeki bağlantısallık, Avrupa’nın güvenliği, dayanıklılığı ve rekabet gücü açısından stratejik bir zorunluluk haline geldiği öngörüldü ve atılacak somut adımlar da deklarasyonda yer aldı.
Bölgenin Avrupa ve Asya arasındaki konumunun sağladığı stratejik avantaja değinildi. Doğu-Batı akslı diğer koridorlar ile daha fazla ilişkilendirilmesi gerektiği belirtildi. Burada özellikle IMEC ve Trans-Hazar koridorları vurgulandı. Hırvatistan hükümeti Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinden ve Hindistan’dan heyetleri zirveye davet ederek bölgeleri bağlamak ve yatırım çekmek için bir yol denedi.
Deklarasyonda özellikle vurgulanan ABD ile transatlantik ilişkilerin memnuniyetle karşılanması, bölgedeki olası denge kaybını tekrar göz önüne getiriyor.
Türkiye’nin Katkısı ve Bakışı
2026 Dubrovnik Zirvesi’nin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Türkiye’nin 2025 Varşova Zirvesi’nde elde ettiği “stratejik ortak” statüsüyle ilk kez masada yer almasıdır. Bu katılım, Türkiye’nin Avrupa enerji ve ulaşım ağlarındaki vazgeçilmez rolünün yeniden teyidi anlamına gelmektedir.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın vurguladığı üzere Türkiye, kendi “Orta Koridor” ve “Kalkınma Yolu” projelerini Üç Deniz Girişimi’nin hedefleriyle örtüştürmektedir. Türkiye bu koridorları bir rekabet alanı değil, birbirini tamamlayan ve refahı yayan unsurlar olarak görmektedir. Fidan’ın “bağlantısallık” kavramını demiryolu veya otoyollar gibi fiziksel unsurların ötesine taşıyarak; dijital ağlar, finans ve yönetişimi kapsayan çok boyutlu bir ekosistem olarak tanımlaması, girişimin niyet ve kapasitesini genişleten bir vizyon sunmaktadır.
Daha da önemlisi, bu iş birliği Türkiye-AB ilişkileri için “yeni bir anlatı” sunma potansiyeline sahiptir. Bağlantısallık gündemi, siyasi tıkanıklıkların ötesinde pozitif ve somut bir zemin teşkil etmektedir.
Genel olarak baktığımızda Üç Deniz Girişimi, etki potansiyeli yüksek ve gittikçe daha fazla dikkati çeken bir yapıdır. Avrupa’ya destek mahiyetinde kurulan yapı, bölgenin şartlarının farklılaşması ve Brüksel’in dikkatsizliği nedeniyle otonom bir politik vizyona ilerliyor.
Bu yazı 29 Nisan 2026 tarihinde yayınlanmış Anadolu Ajansı için hazırlanan Görüş yazısıdır.












