Afrika Boynuzu, Hint Okyanusu, Aden Körfezi ve Kızıldeniz’in kesiştiği hayati bir noktada yer almakta olup, bu da onu küresel olarak en aktif deniz ticaret rotalarından biri haline getirmektedir. Bu bölgenin kalbinde yer alan Somali, 3.898 km uzunluğuyla kıtanın en uzun kıyı şeridine sahiptir. Ancak 1991 yılında merkezi devlet otoritesinin ciddi ölçüde zayıflamasından bu yana, deniz yetki alanlarını etkin bir şekilde denetlemek için mücadele etmektedir. Yeterli kıyı güvenlik önlemlerinin alınmaması, Somali’nin kıyı şeridini yasa dışı balıkçılık gibi deniz suçlarına açık hale getirmiş ve bu da 2008-2011 yılları arasında Aden Körfezi’nde korsanlığın artmasına ve uluslararası deniz güvenliğinin tehlikeye girmesine neden olmuştur (Chalk, 2010; Dünya Bankası, 2005).
Bu tehlikeye tepki olarak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin onayıyla çok taraflı operasyonlar başlatılmış ve bu operasyonlar, Avrupa Birliği’nin Atalanta Operasyonu ve Birleşik Görev Gücü 151 (CTF-151) gibi güçlerin konuşlandırılmasına yol açmıştır (Geiss & Petrig, 2011). Türkiye, 2008 yılından itibaren bu küresel girişimlere donanmasıyla katkıda bulunarak ve Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından sürekli olarak yenilenen yetkiyle Aden Körfezi’nde faaliyet göstererek erken bir aşamada sürece dahil olmuştur (Siradag, 2022). Bu katılım, Türkiye’nin Somali politikasının kalıcı ve kurumsal yönünün ilk işareti olarak görülmektedir.
Bu analiz çalışması, 2011 sonrası diplomatik çabalarla güçlenen, 2017 yılında Mogadişu’da kurulan Türk Askeri Eğitim Merkeziyle resmen kurulan ve “deniz hukuku uygulamaları, egemenlik kapasitesi ve enerji varlıklarının korunmasını vurgulayan 2024 savunma, ekonomik çerçeve ve hidrokarbon işbirliğine ilişkin anlaşmalara odaklanan stratejik bir ortaklığa dönüşen Türkiye-Somali ilişkilerinin deniz güvenliği boyutunu incelemektedir (Türkiye Dışişleri Bakanlığı, tarihsiz; Reuters, 2017; Anadolu Ajansı, 2024). Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiler, Somali’de 2011 yılında yaşanan ciddi insani krizden doğan kalkınma odaklı iş birliğinden, güvenlik, savunma ve ekonomi boyutlarını da içeren karmaşık bir stratejik ittifaka dönüşmüştür (Aydın, 2022; Özkan, 2024). Bu ilerlemede önemli bir dönüm noktası, işbirliğinin Mogadişu’daki Türk askeri operasyonları ve saha eğitiminden deniz güvenliğine odaklanan yeteneklere dönüşmesidir (Aydın, 2022; The Soufan Center, 2024).
Bu analiz çalışması, Türkiye’nin 2008 yılında Somali açıklarında korsanlıkla mücadele misyonlarına ilk kez dâhil olmasından 2024 yılındaki savunma ve enerji anlaşmalarına kadar geçen süreyi kapsamlı bir şekilde incelemek amacıyla yapılmaktadır. Bu bağlamda, Somali’deki kıyı güvenliği sorunlarının tarihsel kökleri, Türkiye’nin insani yardım sağlamaktan güvenlik işbirlikleri kurmaya geçiş süreci, 2024 tarihli Türkiye ile Somali arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ile Hidrokarbon İşbirliği Anlaşmasına odaklanan stratejik bir ortaklığa dönüşen Türkiye–Somali ilişkilerinin deniz güvenliği boyutunu incelemektedir.
Türkiye, Ocak 2026’da Mogadişu’daki Aden Adde Uluslararası Havalimanı’na üç adet F-16 savaş uçağı göndererek Somali’de askeri varlığını kurmuştur (Middle East Eye, 2026). Carnegie Endowment uzmanı Alper Coşkun, bu eylemi Türkiye’nin uzun vadeli taahhüdünü vurgulayan bir caydırıcı unsur olarak nitelendirmiştir (Coşkun, 2026). Bologna Üniversitesi’nden araştırmacı Riccardo Gasco’ya göre, bu durum “güvenlik ortaklığından varlık korumaya ve tırmanma hâkimiyetine geçiş” anlamına gelmektedir (Gasco, 2026). Şubat 2026’da Türk savaş gemilerinin Mogadişu Limanı’na varması, Türkiye ve Somali arasındaki ilişkilerin denizcilik boyutunu güçlendirmiştir.
Bu analiz çalışmasının temel amacı, 8 Şubat 2024 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile Somali Federal Cumhuriyeti arasında imzalanan ‘Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması ile 21 Şubat 2024 tarihli Hidrokarbon İşbirliği Anlaşması’nın Türkiye–Somali ilişkilerindeki deniz güvenliği boyutunu nasıl dönüştürdüğünü ve 2024–2026 döneminde ikili dinamikleri nasıl yeniden şekillendirdiğini incelemektir (Anadolu Ajansı, 2024; TBMM, 2024).
Bulgular, ortaklığın sadece insani ve kalkınma perspektifinin ötesine geçtiğini, Türkiye’nin Hint Okyanusu’nda aktif olarak önemli bir güç olarak rol aldığını ve Somali’nin stratejik bir üs olarak işlev görmesini sağladığını göstermektedir. Bu durum, Somali’nin egemenliğini ve ekonomik hedeflerini güçlendirmekle kalmayıp, Türkiye’nin denizcilik kapasitesini de artırmaktadır. Bununla birlikte, Etiyopya-Somaliland anlaşması, İsrail’in 2025 yılında Somaliland’ı resmen tanıması ve Körfez ülkeleri arasındaki rekabet gibi unsurlar yeni jeopolitik gerilimler yaratma potansiyeli taşımaktadır.
…







