Avrupa Stratejik Özerkliği mi, NATO’nun Avrupalılaşması mı?

26.05.2026

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Avrupa güvenliğini yeniden kıta merkezli hale getirdi. Ancak aynı süreç, uzun yıllardır teorik düzeyde tartışılan bir soruyu da yeniden gündeme taşıdı: Avrupa kendi güvenliğini sağlayabilecek stratejik kapasiteye ulaşmalı mı, yoksa yapılması gereken NATO içerisinde daha güçlü bir Avrupa sütunu inşa etmek mi?

Ankara’da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde bu soru yalnızca Avrupa’nın değil, transatlantik ittifakın geleceğini de şekillendirecek temel meselelerden biridir. Çünkü bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu asıl sorun Rusya değil; güvenlik bağımlılığı ile stratejik sorumluluk arasındaki dengesizliktir.

Stratejik özerklik tartışmasının dönüşümü

Avrupa düzeyinde stratejik özerklik ilk kez 4 Aralık 1998 tarihli Saint-Malo Fransız-İngiliz deklarasyonunda dile getirildi. Deklarasyonda “Uluslararası arenada rolünü tam oynayabilmesi için […] Birliğin, güvenilir bir askeri güçle desteklenen özerk hareket kapasitesine, bunu kullanmaya karar verme araçlarına ve uluslararası krizlerde harekete geçme iradesine sahip olması gerekir.” vurgusu AB’nin güvenlik alanını ilk kez teyit etti. Fakat kesin olarak “stratejik özerklik” terimi, 19 ve 20 Aralık 2013 tarihlerinde yapılan Avrupa Konseyi toplantısının ardından Devlet ve Hükümet Başkanlarının vardığı sonuçlarla resmi olarak Avrupa Birliği sözlüğüne girdi. Haziran 2016’da Avrupa Birliği’nin küresel stratejisi, “Avrupa Birliği’ni stratejik özerklikle donatma” hedefini açıkça belirtti. Bu yönelim, daha sonra 2022’de kabul edilen Avrupa savunmasına ilişkin bir beyaz kitap olan AB Stratejik Pusulası’nda da “AB’nin stratejik özerkliğini güçlendirmeyi” amaçlayan stratejilerle teyit edildi.

Avrupa’nın “stratejik özerklik” tartışması çoğu zaman NATO’ya alternatif bir Avrupa savunma sistemi kurma girişimi olarak algılandı. Oysa kavramın temel amacı NATO’dan ayrılmak değil, Avrupa’nın kendi güvenliği konusunda daha fazla kapasite ve karar alma yeteneği geliştirmesidir.

Bu noktada temel soru, Avrupa Birliği’nin NATO’nun stratejik çerçevesine daha derin bir şekilde entegre olduğu bir “NATO’laşma” sürecinin mi yaşanacağı, yoksa NATO’nun Avrupa’nın güvenlik öncelikleri doğrultusunda yeniden şekillendiği bir “Avrupalılaşma” sürecinin mi ortaya çıkacağıdır.

AB-27 içinde stratejik özerkliğin önde gelen savunucusu olan Fransa, kavramı ortaya çıkaran aktör olarak biliniyor. Emmanuel Macron, Cumhurbaşkanlığının ilk günlerinde, Eylül 2017’de Sorbonne’da yaptığı konuşmada “ortak bir stratejik kültür” geliştirme ihtiyacını vurguladı. Bu kavram, daha Atlantikçi bir duruş sergileyen Almanya ile Paris arasında o dönemde bir çekişme noktası oldu. Ancak Macron’un çıkışından yaklaşık 6 yıl sonra Almanya, NATO’nun merkezi rolüne bağlı kalmak şartıyla, Avrupa’nın yeteneklerini güçlendirmeyi desteklemeye başladı. İtalya gibi bazı ülkeler (siyasi istikrarsızlık, ekonomik öncelikler ve diğer faktörler nedeniyle) daha temkinli bir tutum sergilerken, Doğu Avrupa ülkeleri Amerikan korumasına olan bağlılıklarını güçlü bir şekilde sürdürüyor. Bunun yanında İspanya ve ABD arasındaki ilişkiler son zamanlarda NATO içindeki bu çözülme olasılığını gözler önüne serdi. Pedro Sánchez hükümeti, ortak savunmaya Avrupa katkısını güçlendirme taahhüdünü yineledi, ancak artan askeri harcamalarla ilgili bazı Amerikan taleplerine karşı temkinli bir tavır benimsedi.

Ancak Avrupa’nın güvenlik gerçekliği ile bu siyasi yaklaşım arasında önemli bir mesafe bulunuyor.

Bugün Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırdı, ortak mühimmat üretimi programları geliştirdi ve savunma sanayi işbirliğini genişletti. Bu gelişmenin ilk ayağı Avrupa için Güvenlik Eylem Planı (SAFE) olan 2030 Avrupa’yı Yeniden Silahlandırma planıdır. 2021-2027 dönemi için başlatılan Avrupa Savunma Fonu, üye devletler arasında ortak askeri yeteneklerin araştırma ve geliştirilmesini finanse etmeyi amaçlayan, benzeri görülmemiş bir bütçe olan yaklaşık 8 milyar avroya sahip. Ayrıca, 2021 yılında kurulan Avrupa Barış Fonu, AB’nin dış askeri faaliyetlerini finanse ediyor. Başlangıçta yaklaşık 5 milyar avro ile donatılan fonun tavanı, büyük ölçüde Ukrayna’ya sağlanan destek nedeniyle 17 milyar avronun üzerine çıktı.

NATO’nun Avrupalılaşması mümkün mü?

Buna rağmen kıta hala Amerikan stratejik ulaştırma kapasitesine, istihbarat ağlarına, füze savunmasına, nükleer caydırıcılığına ve ileri teknoloji sistemlerine büyük ölçüde bağımlıdır. Avrupa’nın Ukrayna’ya verdiği destek dahi büyük ölçüde ABD’nin sağladığı stratejik çerçeve sayesinde sürdürülebildi.

Bu nedenle Avrupa’nın yakın gelecekte NATO’nun yerini alabilecek bağımsız bir güvenlik mimarisi kurması gerçekçi görünmüyor. Bunun yerine daha muhtemel senaryo, NATO’nun giderek daha fazla Avrupalılaşmasıdır.

Aslında son birkaç yıldır yaşanan dönüşüm tam da budur. Avrupa ülkeleri savunma harcamalarını artırırken NATO da daha fazla Avrupa liderliği ve sorumluluğu talep eder hale geldi. Özellikle Vaşington’da giderek güçlenen görüş, Avrupa’nın kendi çevresindeki tehditlerin maliyetini daha fazla üstlenmesi gerektiği yönünde. ABD’nin stratejik önceliğinin Hint-Pasifik’e kayması bu eğilimi daha da hızlandırdı. Avrupa’nın yeniden silahlanma programları ile NATO içindeki görev paylaşımı tartışmalarının eş zamanlı ilerlemesi de tesadüf değil. Örneğin kurulduğu günden beri Amerikalı komutanlar tarafından yönetilen Norfolk Ortak Kuvvet Komutanlığı (JFC) İngilizlere, Napoli JFC İtalyanlara, Brunssum JFC ise Almanya ve Polonya ortak komutasına bırakıldı. Son araştırmalar da NATO kurumsal bünyesi içerisinde, Avrupa stratejik özerkliği ile NATO işbirliğinin birbirini dışlayan değil, giderek birbirini tamamlayan süreçler hâline geldiğini göstermektedir.

Dolayısıyla Ankara Zirvesi’nde asıl tartışılması gereken konu Avrupa’nın NATO’dan ne kadar bağımsızlaşacağı değil, NATO’nun ne ölçüde Avrupalılaşacağıdır.

Bu noktada daha güçlü bir Avrupa, doğru tasarlandığında, NATO’yu güçlendirir. Zaten tarihsel olarak NATO’nun en büyük sorunu Avrupa’nın zayıflığı değil, onun öncesindeki yük paylaşımındaki dengesizliktir. Daha fazla savunma harcaması yapan, daha entegre savunma sanayisine sahip ve kriz yönetimi kapasitesi gelişmiş bir Avrupa, teorik olarak, ABD üzerindeki yükü azaltırken ittifakın caydırıcılığını artırır. Avrupa’nın stratejik kapasitesinin gelişmesi NATO’ya alternatif üretmez; NATO’nun sürdürülebilirliğini artırır.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için Avrupa’nın savunma girişimlerinin Birlik üyelerinin birbiriyle ve NATO ile rekabet eden değil, NATO’yu tamamlayan bir mantık üzerine inşa edilmesi gerekir. Bunun için de taktik adımlardan önce Avrupa stratejisinin ve sadece savunma politikası değil bu alanı ilgilendiren ikincil faktörlerin de buna uygun tasarlanması gerekir. Sanayiden insan kaynağına, bütçelemeden dış politikaya kadar birçok alan ortak savunma politikasına uygun hale getirilmesi gerekir. Ayrıca Avrupa’nın savunması için AB kurumsal sıkışıklığını atlatmakta maharetini de göstermesi gerekecek. Birlik üyesi olmayan stratejik ülkeler bu alanda yeniden değerlendirilmesi gerekir.

Avrupa’nın gelecekteki güvenlik mimarisi yalnızca “AB ve NATO” ekseninde tartışılamaz. Ankara Zirvesi’nin ortaya koyabileceği en önemli katkı, Avrupa güvenliğinin daha kapsayıcı bir çerçevede yeniden tanımlanması olabilir. Bu yeniden tanımlamada Avrupa güvenliği için Türkiye ile işbirliği de göz ardı edilemez bir faktör olarak değerlendiriliyor. Tüm askeri beceri ve kapasite yanında önemli caydırıcılık unsuru olan diplomatik başarısı ile Türkiye, Avrupa savunması için strateji geliştirebilen, öğretici ve uzun vadeli bir partner olarak tartışılıyor. Böylece NATO’nun geleceğinde Türkiye’nin de önemli rolü olacak.

Türkiye’nin yükselen stratejik rolü

Birlik üyesi olmayan stratejik ülkeler bu alanda yeniden değerlendirilmelidir. Avrupa’nın gelecekteki güvenlik mimarisi yalnızca “AB ve NATO” ekseninde tartışılamaz. Ankara Zirvesi’nin ortaya koyabileceği en önemli katkı, Avrupa güvenliğinin daha kapsayıcı bir çerçevede yeniden tanımlanması olabilir. Bu yeniden tanımlamada Avrupa güvenliği için Türkiye ile işbirliği de göz ardı edilemez bir faktör olarak değerlendiriliyor.

Türkiye, sahip olduğu askeri yetenek ve kapasitenin yanı sıra önemli bir caydırıcılık unsuru olan diplomatik başarısıyla, Avrupa savunmasına yönelik stratejiler geliştirebilen, deneyim aktarabilen ve uzun vadeli iş birliği sunabilen bir ortak olarak öne çıkmaktadır. Bu noktada NATO’nun dönüşüm sürecinde tarihi öneme sahip olması beklenen Ankara Zirvesi’nde, İttifak’ın bu doğrultuda yeni bir stratejik anlayışa yönelmesi öngörülmektedir. Sonuç olarak, Avrupa’nın geleceği stratejik özerklikten ziyade, stratejik sorumlulukta yatıyor.

 

Bu yazı 23 Haziran 2026 tarihinde yayınlanmış Anadolu Ajansı için hazırlanan Görüş yazısıdır.

Diğer Yazılar

Avrupa Olası Bir Savaşa mı Hazırlanıyor?

Almanya’da koalisyon hükümetinin yeni askerlik yasası üzerinde uzlaşmaya varması, Avrupa güvenlik mimarisinin yavaş fakat istikrarlı ...

Tek Kutup Yerine Çok Merkezli Parçalı Dünya Düzenine Geçiş Sancıları

Saygıdeğer konuklar, Değerli akademisyenler, diplomatlar, kamu temsilcileri, düşünce kuruluşu üyeleri ve öğrenciler, Hepinizi Diplomatik İlişkiler ...

Ankara’nın Londra ve Berlin ile İlişkilerde Yeni Denge Arayışı

Uluslararası ilişkilerde ittifaklar genellikle ortak değerlere değil, ortak tehdit algılarına dayanır. Ancak, bu tehditleri nasıl ...

Avrupa Güvenliğinde “SAFE” Dönemi: Türkiye’nin Katılması Neden Önemli?

Avrupa Birliği'nin (AB) yeniden silahlanma yolunda attığı son adım olan SAFE (Security Action for Europe), ...

Trump’ın İngiltere Ziyareti: Diplomaside “Özel İlişkiler” Dönemi

ABD Başkanı Donald Trump’ın 17-19 Eylül tarihleri arasında Londra’ya yaptığı devlet ziyareti, hem sembolik hem ...


Bizden Haberdar Olun

Mail aboneliği başlatmak için mail adresinizi bizimle paylaşabilirsiniz.


    Paylaş

    Etkinlik Takvimi
    Haziran

    Temmuz 2026

    Ağustos
    Pzt
    Sal
    Çar
    Per
    Cum
    Cmt
    Paz
    29
    30
    1
    2
    3
    4
    5
    Etkinlikler için Temmuz

    1st

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    2nd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    3rd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    4th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    5th

    Etkinlik Yok
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    Etkinlikler için Temmuz

    6th

    Etkinlikler için Temmuz

    7th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    8th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    9th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    10th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    11th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    12th

    Etkinlik Yok
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    19
    Etkinlikler için Temmuz

    13th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    14th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    15th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    16th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    17th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    18th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    19th

    Etkinlik Yok
    20
    21
    22
    23
    24
    25
    26
    Etkinlikler için Temmuz

    20th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    21st

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    22nd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    23rd

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    24th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    25th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    26th

    Etkinlik Yok
    27
    28
    29
    30
    31
    1
    2
    Etkinlikler için Temmuz

    27th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    28th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    29th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    30th

    Etkinlik Yok
    Etkinlikler için Temmuz

    31st

    Etkinlik Yok


    Diplomatik İlişkiler ve Politik Araştırmalar Merkezi

    Center for Diplomatic Affairs and Political Studies

    ‎مركز الشؤون الدبلوماسية والدراسات السياسية

    Centre des Affaires Diplomatiques et des études Politiques

    Центр дипломатических отношений и политических исследований

    外交事务与政治研究中心

    Back to top of page